İnşaat Sektöründe Marka Öncelik Hakkı: Asıl ve Karşı Dava Reddedildi, Davacı 524.697 TL Vekâlet Ücreti Ödedi — İstanbul 1. FİSHHM 2026/153
HE Hakan Elçi 4 Görüntülenme 02.07.2026

İnşaat Sektöründe Marka Öncelik Hakkı: Asıl ve Karşı Dava Reddedildi, Davacı 524.697 TL Vekâlet Ücreti Ödedi — İstanbul 1. FİSHHM 2026/153

Kararın Özeti

Yargıtay bozması sonrası yeniden yargılamada hem asıl hem karşı dava reddedildi: İnşaat sektöründe davalının öncelik hakkının bulunduğu tespit edilince marka tecavüzü iddiası çöktü, davacı 524.697 TL vekâlet ücreti ve 94.768 TL yargılama giderini karşılamak zorunda kaldı.

Marka hukukunda sonuç her zaman tescil belgesinin kim adına düzenlendiğine bağlı değildir. Tescil öncesi yoğun ve sürekli kullanım yoluyla edinilmiş öncelik hakkı, tescilli marka sahibinin iddialarını geçersiz kılabilir. İstanbul 1. FİSHHM'nin 2026/153 sayılı kararı, 2017'de açılan bir marka tecavüzü davasının Yargıtay bozmasıyla 2026'ya sarkmasını ve nihayet hem asıl hem karşı davanın reddedilmesini aktarmaktadır.

Davanın Karmaşık Geçmişi

Dava 2017 yılında açılmıştır. Davacı, inşaat projesi için kullandığı markanın, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının işaretleriyle karıştırıldığını ileri sürerek marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, bir internet sitesinin erişime engellenmesi ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

Mahkeme ilk kararını 2021'de vermiş, davalı istinafa gitmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi istinafı 2023'te esastan reddetmiştir. Bunun üzerine dava temyize taşınmış; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024'te kararı bozmuştur.

Bozma Sonrası Tespit: Davalının Öncelik Hakkı

Yargıtay bozması üzerine mahkeme, HMK m. 266 kapsamında yeni bir bilirkişi raporu aldırmış ve dosyadaki delillerle birlikte kapsamlı biçimde değerlendirmiştir. Yapılan inceleme kritik bir tespiti ortaya koymuştur:

Davalının, davacı marka tescil tarihi itibarıyla söz konusu alanda öncelik hakkına sahip olduğu belirlenmiştir.

Bu tespit, davanın tüm hukuki zeminini değiştirmiştir. Bir marka tescilinden önce o markayı gerçekten ve sürekli kullanan kişi, tescil sahibine karşı kullanım önceliğini ileri sürebilir. Davalının bu önceliği bulunduğundan davacı, tescilli markasını davalıya karşı ileri süremez konuma düşmüştür.

Hüküm

  • Asıl Dava (Marka tecavüzü + tazminat): REDDEDİLDİ
  • Karşı Dava (Marka hükümsüzlüğü): REDDEDİLDİ

Karşı davanın da reddedilmesi, mahkemenin hükümsüzlük şartlarının da oluşmadığını kabul ettiğini göstermektedir — tescil fiilen geçerli kalmış, yalnızca davalıya karşı ileri sürülememektedir.

Ağır Mali Sonuçlar

Asıl davanın reddine bağlı olarak davacı aleyhine hükmedilen yargılama maliyetleri dikkat çekicidir:

KalemTutar
Vekâlet ücreti — tecavüz tespiti reddi55.000 TL
Vekâlet ücreti — manevi tazminat reddi55.000 TL
Vekâlet ücreti — maddi tazminat reddi524.697 TL
Toplam yargılama gideri (harclar, bilirkişi, tebligat)94.768 TL

Yalnızca vekâlet ücretleri toplamı 634.697 TL'yi aşmaktadır.

Değerlendirme

Bu dava, Türk marka hukukunda karşılaşılan en ağır pratik risklerden birini çarpıcı biçimde göstermektedir: Dava açmadan önce rakibin kullanım geçmişinin araştırılmaması. Tescil belgesi tek başına güvence sağlamaz; karşı tarafın tescil tarihinden önce aynı veya benzer markayı kullandığı ortaya çıkarsa hem dava kaybedilir hem de ağır yargılama maliyetleri doğar. Bu nedenle marka ihlali iddiasıyla dava açılmadan önce, söz konusu alanda davalının ne zamandan beri faaliyet gösterdiğinin, hangi işaretleri ne zaman kullandığının ve bu kullanımın belgelenmiş olup olmadığının titizlikle araştırılması zorunludur.

Kaynak — Karar Künyesi

İstanbul 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, Esas: 2025/30, Karar: 2026/153, Tarih: 18.06.2026

Taraf ve marka adları gizlilik gereği paylaşılmamıştır.
Kararın tam metnini görmek için tıklayın
T.C.
İSTANBUL
1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/30 Esas
KARAR NO : 2026/153

DAVA : Marka hakkına tecavüzün önlenmesi &Maddi ve manevi tazminat
DAVA TARİHİ : 10/10/2017
KARAR TARİHİ : 18/06/2026

Mahkememiz 28/04/2021 tarihli ... esas - ... karar sayılı ilamının istinaf edilmesi üzerine; İstanbul BAM 16.HD'nin ... Esas ve ...karar sayılı 19/09/2023 tarihli ilamı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği, kararın Temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11.HD’nin ...esas, ...karar ve 06/11/2024 tarihli ilamı ile bozularak mahkememize gönderildiği, bozma sonrasında dava dosyası mahkememiz 2025/30 esas sayılı numarasına kayıtlandığı ve bozma sonrası yapılan açık yargılama sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı karşı davalı dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin “...” markasını Türk Patent ve Marka Kurumu'na (TÜRKPATENT) 08.08.2016 tarihinde ... ve ... numaraları ile tescil ettirdiğini, davalının ise ...'de bulunan inşaat projesinde “..." ibaresini kullandığını, ... ibaresinin kendi markalarının ana unsuru olduğunu, davalının markasının kendi markaları olan "...“ markasına çok benzediğini, markalarının esas unsurunun ... kelimesi ve yaprak logosu olduğunu, davalının projenin tanıtımı için ... adresli bir internet sitesi açmış olduğunu bu internet sitesinde de aynı amblemi kullandığını, davalının "...” markasını kartvizit, tanıtım kataloğu, reklam panoları, tabelalar üzerinde kullandığını, davalının ... kelimesi ve yaprak amblemini markasının esas unsuru olarak kullandığını, bunun markaları benzer kıldığını aynı sektörde yer almalarının tüketici nezdinde karıştırmaya sebep olabileceğini, davalının kullanmış olduğu markanın kendi markalarına iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu bu durumun davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, bu nedenlerle tecavüze sebep olan eylemlerinin tespit edilmesini ve önlenmesini, ".." ibaresi bulunan reklam içeren ürünlere tedbiren el konulmasını, davalı tarafın internet adresi olan ... adresine erişimin tedbiren engellenmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaygıyla elde ettiği kazanca göre maddi tazminata hükmedilmesine ve ayrıca 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davacı vekili 26/03/2026 tarihi talep artırım dilekçesiyle; HMK'nın 107/2. maddesi uyarınca maddi tazminat talebini 10.000 TL'den 3.733.613,03 TL'ye artırmış bu bedelin maddi tazminat olarak tahsili talep etmiştir.
SAVUNMA:Davalı/karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; dava konusu olan "..." markasının müvekkili şirketlerinin değil, aynı sermaye grubunda bulundukları ...ŞTİ.'nin kullandığını ve markanın bu şirket adına tescil edildiğini, davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, "..." markasının ilk defa müvekkilleri tarafından kullanıldığını reklam faaliyetleri kapsamında 1.500.000,00 TL'nin üzerinde masraf yapıldığını, markanın kullanımının davacıdan çok daha önce başladığını, müvekkillerinin internet sitelerinde 16.03.2016 tarihinden itibaren kullanım ve tanıtım faaliyetlerinin devam ettiğini, bu internet sitesini davacının marka başvurusundan 5 ay öncesinden itibaren kullandıklarını, tanıtım ajansının tescil konusunda ihmalkar davranışı sebebiyle davacının markasının daha önce tescil edilmiş olmasının davacıya hak kazandırmayacağını, “..."," ..." ve " ..." markaları için müvekkillerinin TÜRKPATENT nezdinde 14.06.2017 tarihinde başvuru yaptığını, sadece internet sitelerinde "..." ibaresini kullandıklarını, dosyaya sunulan belgelere göre ulusal kanallarda, radyolarda, yerel kapsamda, broşür ve tanıtım materyalleriyle markalarının tanıtımım yaptıklarını, davacının markasında bulunan ... kelimesinin koruma kapsamında olmadığını, ... kelimesinin ise marka olmasının yasak olduğunu, müvekkillerinin markasının esaslı unsurunun ... ifadesi olduğunu, ... kelimesinin esaslı unsur olmadığını, ... kelimesinin tek kişiye ait olamayacağını, müvekkillerinin markasında bulunan yaprak tasarımında her ... ayrı renk ile ifade edildiğini, özel bir tasarım olduğunu ancak davacının markasında bulunan yaprak tasarımının özel bir çalışma olmadığını doğal nitelikli bir yaprak olduğunu, markaların karıştırılma ihtimalinin sektör bilirkişisi ve tüketici nezdinde yapılması gerektiğini, markalarda kullanılan renklerin yazım karakterleri ve dizilimin bariz farklı olduğunu ve konut alıcısı bilinçli tüketici bakımından iltibas yaratmadığını, müvekkillerinin markalarını davacının tescilinden önce kullandıklarının bilirkişi raporuna göre sabit olduğunu, davacı- karşı davalıya ait olan ..., ..., ... tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
BOZMA ÖNCESİ YARGILAMA SÜRECİ
Bozma öncesinde Mahkememizce; her iki markada da ... ibaresinin jenerik ad olduğu, zayıf marka niteliğinde bulunduğu, her iki markada yaprak figürü şekil unsuru olarak yer almaktaysa da; figürlerin farklı yaprak şeklinde ve farklı renk unsurları ile oluşturulduğu, davalı markasının esaslı unsurunun, ticaret unvanı da olan, ayırt edicilik sağlayan “...” ibaresi olduğu ve bu hususun markaların farklı olmasını ve algılanmasını sağlamaya yeterli olduğu, her iki markada da jenerik isim olan “...” ibaresinin ortak olmasının ve her iki markanın da iki kelime arasında konumlanmış yaprak şeklinden oluşuyor olmasının markaları benzer kılmayacağı, zira baskın unsurlar çerçevesinde markalara bütünsel bakılması gerektiği, kaldı ki taraf markalarında yer alan şekil unsurunun da farklı yapraklar olduğu, kullanılan renklerin farklılık arz ettiği, bu kapsamda davacı markasında bir çınar yaprağı formunda bir yaprak şekli mevcut iken, davalı markasının şekil unsurunda yer alan şans çağrışımı yapan dört yapraklı yonca şekil unsurunun ... esas unsurunun hemen ardından konumlandırıldığı ve dört yaprağında yeşil, mavi, turuncu ve sarı renk ile oluşturulduğu, bu renklerin davacının şekil ibareli çınar yaprağında olmadığı, bu bakımdan markalarda yer alan şekil ve yazı unsurlarının yani farklılıkların çok daha fazla ve belirgin olduğu, markalarının işaretsel yönden benzer olmadığı, alınan üç heyet raporunda da markaların karıştırılma ihtimaline sebebiyet vermeyeceğinin de sektör bilirkişilerinin de içinde bulunduğu heyetler ile tespit edilmiş olduğu, dolayısıyla benzer olmayan ve tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline sebep olmayan markaların arasında ise hem marka hakkına tecavüz fiilinin hem haksız rekabetin bulunmadığı, markalardan birinin hükümsüz kılınmasını gerektirecek iltibasın söz konusu olamayacağı hususu sabit görüldüğünden asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI( İstanbul BAM 16.HD'nin ... Esas ve ... karar sayılı 19/09/2023 tarihli ilamı) : her iki taraf markasında ... ibaresinin jenerik ad olduğu, zayıf marka niteliğinde bulunduğu, her iki markada yaprak figürü şekil unsuru olarak yer almaktaysa da; figürlerin farklı yaprak şeklinde ve farklı renk unsurları ile oluşturulduğu, davalı markasının esaslı unsurunun, ticaret unvanı da olan, ayırt edicilik sağlayan “...” ibaresi olduğu, bu hususun markaların farklı olmasını ve algılanmasını sağladığı, markaların logo, yazım biçimleri ve kullanım şekilleri de dikkate alındığında markalar arasında iltibas ve karışıklığın bulunmadığı, bu durumun mahkemece aldırılan üç ayrı bilirkişi kurulu raporunda da tespit edildiği anlaşıldığından; mahkemece asıl davanın ve markaların hükümsüz kılınmasını gerektirecek iltibasın bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Kararın temyiz edilmesi üzerine; YARGITAY 11.HD’nin ... ESAS, ... KARAR VE 06/11/2024 tarihli ilamı ile temyiz incelemesi yapıldığı : Gerekçede özetle “…. somut olaya gelindiğinde, asıl davada davacı - karşı davada davalının markaları "...", "..." ibarelerinden, karşı davada davacı asıl davada dalının markaları ise "...", "...", "..." ibarelerinden oluşturulmuş olup davalı markaları sonradan tescil edilmiştir. Taraf markalarında ve fiili kullanımlarında kullanılan renkler ise birbirine benzerdir. Davalının tescilli markaları belirtilen şekilde olmakla birlikte tek başına "..." ibaresini markasal kullandığına ilişkin tanıtım belgeleri de dosyada mevcuttur. Asıl davada davacı, sonradan tescil edilen davalı markaları ile kullanma şeklinin kendi markalarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürmüştür. Karşı davanın davacısı ise, tescilsiz kullanımlarının davacının tescilinden önce olduğunu, yani markalar üzerinde öncelik (üstün) hak sahibi olduğunu ileri sürerek davacının asıl davada dayandığı markaların hükümsüzlüğünü istemiştir.
Asıl davada davacının markalarının ayırt edici unsuru "..." ve "..." ibareleri olup bu ibareler davacının markalarında aynen yer almış ve sadece ayırt edici olduğu ileri sürülen "..." ibaresi eklenmiştir. Dolayısıyla davalı markalarının ayırt edici unsuru ise "..." ibaresidir. Davacı markalarında yer alan "..." ve "..." ibareleri ile davalı markalarında yer alan "..." ibaresi yer adı olup ayırt edici fonksiyonları bulunmamaktadır. Taraf markalarında ve fiili kullanımlarda kullanılan renklerde de birbirlerine yakın ve benzerdir. Bu durumda taraf markaları arasında ilgili halk kesimi nezdinde ilişkilendirme ihtimalide dahil karıştırma ihtimaline sebep olabilecek derecede görsel, sessel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunduğu gibi, ilgili halk kesimi tarafından sonradan tescil edilen davalı markalarının davacı markalarının serisi olarak algılanabileceği ihtimalide bulunmaktadır. Yani seri içine girme durumu da mevcuttur. Ayrıca taraf markalarındaki renklerde birbirini çağrıştırmaktadır. Diğer taraftan asıl davada davalının markalarının tescil edilmiş olduğu şekilden farklı olarak ve sadece "..." ibaresinin markasal olarak kullanımı da mevcut olup bu ibare asıl davada davacı markalarının asıl unsurudur. Zaten, markaların benzer olduğu hususu taraflarında kabulünde olduğu iddia ve savunmalardan anlaşılmaktadır. Zira, davacı benzer olduğunu ileri sürmüş, asıl dava davalısı-karşı dava davacısı da öncelik hakkının kendisine ait olup benzerlik nedeniyle davacı markalarının hükümsüzlüğünü istemiştir.
Mahkemece "..." ibaresinin jenerik, markalarında zayıf olduğu saptamasında bulunulmuşsa da, bu saptama doğru olmamıştır. Zira "..." ibaresi markaların tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin jenerik adı, cinsi vs olmadığı gibi, markaların anlamı tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin tamamının anlamına da yaklaşmamaktadır. O nedenle tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin tamamı yönünden zayıf marka olduğunun tespiti de doğru olmamıştır. Ayrıca zayıf markalarında zamanla ayırt edicilik kazanmakla kuvvetli marka haline gelmeleri mümkün olduğundan, tescil edilmiş bir markanın korunması gerekmektedir. Zira, marka koruması tescil yoluyla elde edilir (SMK m. 7/1) ve marka sahibine herkese karşı ileri sürebileceği mutlak ve münhasır tekel hakkı bahşeder.
Hal böyle olunca, asıl dava yönünden, davalı tarafın sonradan tescil ettirmiş olduğu markaları ile tescil şeklinden farklı olarak fiili kullandığı işaretlerin 6769 sayılı Kanunu'nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında ilgili halk kesimi nezdinde karıştırma tehlikesine sebep olabilecek derecede benzer kabul edilip yukarıda belirtilen hükümler uyarınca araştırma yapılıp, öncelik (müktesep) hakkına dayalı olarak asıl davada dayanılan markaların hükümsüzlüğü için açılan karşı davanın sonucuna göre değerlendirme yapılıp bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar gözetilmeden ve yanılgılı değerlendirme ile asıl davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Karşı davaya yönelik temyize gelince, karşı davada davacı, asıl davada davacı karşı davada davalının tescillerinden önce kendisinin fiili kullanımı ve dolayısıyla öncelik hakkı olduğunu ileri sürmüştür. 6769 sayılı Kanunu'nun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ile, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için elde edilen öncelik (müktesep) hakkı, marka tescilinde nispi ret sebebi, 26 ncı maddesi ile de anılan husus bir hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, karşı davada davacının tescilden önce kullanımının olup olmadığı, yani öncelik hakkının bulunup bulunmadığı, davacının marka başvurusundan veya varsa rüçhan tarihinden önceki tarihte başlayıp başlamadığı yönünde karşı dava davacısının delilleri sorulup inceleme yapılarak kullanımı varsa, sırf fiili kullanılan mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük sebebi oluşturabileceğinin gözetilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile karşı davanında da reddine karar verilmesi doğru olmayıp kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA 06.11.2024 tarihinde oyçokluğuyla( Yüksek Mahkeme ilamında karşı oy gerekçesinde de ise; “...” ibaresinin zayıf marka niteliğinde bulunduğu, taraf markalarında yer alan logo, şekil, renk ve yazım unsurlarının farklılık arz ettiği, davalı-karşı davacının markasında ayırt ediciliği sağlayan esas unsurun “...” ibaresi olduğu, bu nedenle markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığı, ayrıca davalı-karşı davacının zayıf nitelikteki markasını kullanım yoluyla ayırt edici hale getirdiğini de ispatlayamadığı belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, kararın onanması gerektiği görüşü ifade edilmiştir.”..) karar verildi. “ şeklindeki bozma ilamı gerekçesi gözetilerek bozmaya uyulmasına karar verilmiş, bozma ilamı kapsamına göre yargılama yapılarak bilirkişi raporu alınarak tahkikat sonlandırılmıştır.
BOZMA SONRASINDA DELİLLERİN TARTIŞILMASI
BOZMA ÖNCESİ ALINAN RAPORLARIN İNCELENMESİ :
Bilirkişiler marka vekili ..., mali bilirkişi ..., sektör bilirkişi inşaat mühendisi ...15/10/2018 tarihli bilirkişi raporlarında özetle; Davacı/karşı davalı yan adına tescilli yaprak figürü ile ... istanbul ibarelerinden oluşan markanın ZAYIF MARKA niteliğinde olduğunu, davalıların ticaret unvanlarında yer alan ... esas unsuru yanına ... zayıf unsurunu kullanarak oluşturdukları markanın zayıf marka niteliğinde olan davacı yanın marka hakkına tecavüz etmeyeceğini, Davalı / karşı davacı yanın davacı / karşı davalı yanın davaya mesnet markalarının tescil müracaatlarının gerçekleştirildiği tarihten önce ... Şekil ... görseline yönelik olduğunu beyan ettikleri kullanımlarının dosya içerisinden anlaşılamadığı, ... uzantılı alan adının davalı yan adına 16.03.2016 tarihinde kayıt edilmesi ile davalı yanın ilgili alan adı içerisinde ya da sair mecralarda markayı kullanıma girişmesi hususları farklı kavramlar olmakla, müracaatına konu ettiği tarihten önce ilgili görseli ihtiva eden markayı kullandığına ilişkin iddialarını destekler belgelerin dosya içerisinde yer almadığı, Karşılaştırmaya tabi kullanım ve markaların nihai tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet vermeyecekleri yönündeki kanaatleri çerçevesinde de davalı / karşı davacı yana ait hükümsüzlük taleplerinin yerinde olmadığı görüş ve kanaatine vardıklarını bildirmişlerdir.
Bilirkişiler ..., ..., ... 27/05/2019 tarihli bilirkişi raporlarında özetle ; Asıl davada ileri sürülen talepler bakımından markaların bir bütün olarak karşılaştırdıklarında; davacı adına tescilli marka da yer alan beş parçalı doğal görünümlü bir çınar yaprağı, davalı markasının doğal görünümde değil çizim şeklin de yonca yaprağı olsa da her ne kadar "...”, "...", "..." ibareleri faklı olsa da "...” ibaresi renk ve italik yazım bakımından yazı karakteri bakımından farklılıklar arz etse de Davacı adına tescilli bu markalar ile Davalı adına yapılmış marka başvurulan İle ambalajlarda kullanılan markanın esas unsurları dikkate alındığın da BENZER olduğunun söylenebileceğini, Benzer olan tescil başvurusu yapılmış ve kullanılan Davalı markalan Davacının tescilli markalarının İLTİBAS teşkil edebilmesi için ayrıca aynı mal/hizmet sınıfında olmaları gerekmekte olduğunu, Aynı/benzer mal ve hizmet sınıflarında (37.sınıf ) yönünden markalar arasında genel halk kitlesi bakımından İLTİBAS teşkil edeceğinin söylenebileceğini, İltibasin marka tecavüzü için yeterli kabul edilebileceğini ancak nihai takdirin mahkeme ait olduğunu, Karşı davacı markalarının davalı markalarından önce tescil edilmiş olmasının bir hükümsüzlük nedeni olmadığını, aksine tescille tescil sahibine koruma sağladığı, bunun istisnasının tanınmış markalar olduğu ,Dolayısıyla, tescilli davacı markalarının hükümsüzlüğünü gerektirecek bilgi, belge ve bulguya ulaşılamadığını, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu nun m.6/9 'kötü niyetli tescil” var İse markanın hükümsüzlüğünden söz edilebilir ise de, tescilin kötü niyetle yapılıp yapılmadığının takdirinin de mahkemeye ait olduğunu bildirmişlerdir.
Birinci ve ikinci raporlar arasında çelişki oluştuğundan 3. Kez heyet oluşturulmuştur.
Bilirkişiler ..., mali bilirkişi ..., sektör bilirkişi ... 20/11/2019 tarihli bilirkişi raporlarında özetle ; marka hakkına tecavüz olabilmesi veya bir markanın hükümsüz kılınabilmesi için karşılaştırılan markaların aynı veya benzer olması gerektiği, davacı markasındaki yazı unsurlarının yüksek bir ayırt ediciliğe sahip olmayan, günlük hayatta kullanılan isimler olduğu; şekil unsurunun da bunları tamamladığı dolayısıyla tek başına ayırt ediciliği sağlayan bir ibare bulunmadığı, takiben markanın bütününün marka incelemesinde dikkate alınması gerekeceği, davalı markasının esaslı unsurunun, ticaret unvanı da olan, ayırt edicilik sağlayan “...” ibaresi olduğu ve bu hususun markaların farklı olmasını sağladığı, her iki markada da jenerik isim olan “...” ibaresinin ortak olmasının ve her iki markanın da iki kelime arasında konumlanmış yaprak şeklinden oluşuyor olmasının markaları benzer kılmayacağı, zira baskın unsurlar çerçevesinde markalara bütünsel bakılması gerektiği, kaldı ki taraf markalarında yer alan şekil unsurunun da farklı yapraklar olduğu, kullanılan renklerin farklılık arz ettiği, davalı markasının şekil unsurunda yer alan şans çağrışımının davacı markasında bulunmadığı, bu bakımdan taraf markaları arasında sınırlı benzerlikler bulunduğu, ancak farklılıkların çok daha fazla olduğu, bu markalarının işaretsel yönden benzer olmadığı, taraf markaları arasında sınırlı benzerlikler olsa dahi markaların kullanıldığı ürün/hizmet bakımından satın alma esnasında gösterilecek olan dikkat da göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun markaların karıştırılma ihtimaline sebebiyet vermeyeceği, benzer olmayan ve tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline sebep olmayan markaların arasında hem tecavüz fiilinin hem de markalardan birinin hükümsüz kılınmasını gerektirecek bir durumun söz konusu olamayacağı, dolayısıyla hem asıl davanın hem de karşı davanın reddi gerektiği, marka hakkına tecavüz bulunmadığı yönünde görüş oluştuğundan, maddi tazminat hesabının yapılmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı bildirilmiştir.
Rapora itiraz edilmesi üzerine 4. Kez bilirkişi heyeti oluşturulmuş ve rapor alınmıştır.
Bilirkişiler Marka ve haksız rekabet uzmanı öğretim görevlisi ..., sektör bilirkişi inşaat mühendisi ..., mali bilirkişi ... 25/12/2020 tarihli bilirkişi raporlarında özetle ; Asıl davada her iki markada da ... ibaresinin jenerik ad olması her iki markada yaprak figürü söz konusu olsa da bu figürlerin farklı yaprak şeklinde ve farklı renk unsurları ile oluşturulduğu ayrıca davalı markasında yer alan ... İbaresinin markalar arasındaki karıştırılma İhtimalini ortadan kaldırdığı bu çerçevede Takdiri Mahkemeye ait olmak kaydıyla iltibas yaratan bir durumun söz konusu olmadığı, Mahkemece davacının haklı olduğuna karar verilmesi İhtimalinde İse; Davacı tazminat talebini marka hakkına tecavüz edenin markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline" dayandırdığından ilgili Ticaret Odası’na lisans sözleşmesinin hangi kriter baz alınarak hangi yüzde oranında olacağı hususunun sorulup davalı ticari defter ve kayıtlarında mali İnceleme yapılıp yüzdesel oran çerçevesinde lisans bedelinin yoksun kalınan kazanç kapsamında hesaplanmasının gerekeceği, Karşı davada davalının Önceye dayalı kullanım iddiasına mesnet gösterdiği markasındaki "..." ibaresi jenerik ad olup bu ibare söz konusu markayı zayıf marka haline getirmekte olduğunu, Davacı/karşı davalının markalarında ise tek benzerlik "..." ibaresi olmakla markalar arasında iltibasa yol açan bir benzerlik bulunmadığı gibi, davalı/karşı davacının söz konusu markayı davacı/karşı davalıdan önce internet sitesinin kuruluş tarihi olan 16.3.2016 tarihinde siteye yüklediğini belirtmiş ise de dosyada mübrez delil tespit raporunda davalı/karşı davacı sitesinin İlk yayın tarihinin 16.3.2016 tarihi olduğunun belirtildiği söz konusu markanın da aynı tarihte siteye yüklendiğine ilişkin bir tespitin bulunmadığı dosyada başkaca bir kullanıma ilişkin delil de bulunmadığı dikkate alındığında hükümsüzlük durumunu gerektiren bir hususa rastlanmadığı görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
BOZMA SONRASI ALINAN RAPORLAR:
Önceki heyete Bilişim Uzmanı ... eklenerek, ...., ..., ... tarafından düzenlenen 19/09/2025 tarihli bilirkişi raporlarında özetle; Karşı dava yönünden; Teknik değerlendirme kısmındaki tespitlere göre, davalının ... alan adını 16.3.2016 da yani davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirmesine rağmen alan adı içeriğinde markasal ve ticari kullanımı içeren arşiv kayıtları tespit edilemediğinden ve dosyada asıl davanın davacısının marka başvurusundan önce davalının “...” ibaresini kullandığına ilişkin delil olmadığından karşı davanın davacısı asıl davanın davalısının SMK m. 6/3 bağlamında hükümsüzlük talep etme koşullarının oluşmadığı, Asıl dava yönünden, her ne kadar davalının ... alan adını 16.3.2016 da yani davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirmesine rağmen alan adı içeriğinde markasal ve ticari kullanımı içeren delil olmadığından SMK m. 6/3 bağlamında hükümsüzlük talep edemeyecek ise de davalının ... alan adını 16.3. 2016 da yani davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirmiş olması dikkate alındığında bu alan adı üzerinde öncelik hakkı sahibi olduğu bu nedenle de davacının tescilli markasını öncelik hakkı bulunan davalıya karşı ileri süremeyeceği, görüş ve kanaatine varılmıştır.
Davacı vekili 26/03/2026 tarihi dava değeri artırım dilekçesiyle; 16/09/2025 tarihli bilirkişi rapo runda davacının talep edebileceği lisans bedelinin 3.733.613,03 TL olarak hesaplandığını belirterek, HMK'nın 107/2. maddesi uyarınca maddi tazminat talebini 10.000 TL'den 3.733.613,03 TL'ye artırarak harcını ikmal etmiştir.
TÜM DOSYA KAPSAMI, BOZMA İLAMI, BOZMA SONRASI ALINAN BİLİRKİŞİ RAPORU, TARAF BEYANLARI VE MEVCUT DELİLLER BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE;
Türk patent ve marka kurumundan marka tescil belgesi celp edilmiştir.
Davacı ... LTD. ŞTİ adına ... şekil markasının ... no ile ilk kez 8.8.2016 tarihinde, ...nolu markanın ise 2.8.2016 tarihinde tescil edildiği, ...nolu Mevsimist Markasının ise 15.7.2017 tarihide tescil edildiği anlaşılmıştır.
Davalının bağlı grup şirketi adına ...nolu ... şekil markasının ... ŞİRKETİ adına 14.6.2017 başvuru tarihli olarak kuruma başvurulduğu, tescil edildiğine dair delil sunulmadığı, ... nolu ... şekil markasının ve ... nolu hayat mevsiminde ... markasının 14.6.2017 tarihinde marka başvurularının yapıldığı ancak müddet olduğu, Tescile bağlanan markaların ... nolu ... markasının 8.1.2018 tarihli başvuru ile 25.12.2018 tarihinde tescil edildiği keza ...nolu ... şekil markasının 20.5.2018 tarihinde koruma altında olduğu markanın 3.8.2009 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.
... ibareli sitenin who’s kaydında 16.3.2016 tarihinde oluşturulduğu anlaşılmıştır.
Davalı ...’nin 12.8.1998 yılında kurulduğu ve inşaat alanında faaliyet gösterdiği,bağlı grup şirket ... ŞİRKETİ’nin ise 15.11.2006 tarihinde kurulduğu yine inşaat alanında faaliyet gösterdiği, Davacı ...TİC. LTD. ŞTİ nin ise 6.4.1993 tarihinde inşaat alanında faaliyet göstermek için kurulduğu anlaşılmıştır.
KARŞI DAVADAKİ HÜKÜMSÜZLÜK İSTEMİNİN İNCELENMESİ:
Davalının ... alan adını 16.3. 2016 da yani davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirdiği hususu alınan son rapordaki teknik inceleme ile sabittir. Bilişim yönünden alan adı içeriğinde yapılan incelemede alan adının daha önce karşı davalı tarafından tahsis edilmesine rağmen, alan adı içinde markasal ve ticari kullanımı içeren arşiv kayıtları tespit edilemediğinden ve dosyada asıl davanın davacısının marka başvurusundan önce davalının “...” ibaresini kullandığına ilişkin delil olmadığından karşı dava davacısının SMK m. 6/3 bağlamında hükümsüzlük talep etme koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından karşı davadaki hükümsüzlük isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Öte yandan karşı dava dilekçesi ekinde karşı davacının sunduğu Türk Patent Kurumuna ait kayıtlardan ... tescil nolu ...ibareli markanın dava dışı 3.bir tüzel kişiye ait olduğu ve 31.5.2012 tarihinde ...sınıf da dahil tescilinin sağlandığı görülmektedir.
Yine ... nolu ... evleri ibareli marka 31.5.2015 tarihinde ....sınıf için tescil edilmiş,
...nolu ... şekil,... ibareli markanın ... sınıf için dava dışı firma tarafından 31.3.2015 tescil edildiği, sunulu bir çok TPMK kaydında gerek davacı gerekse davalıdan çok öncesinden ... ibaresinin... Sınıf için tescilli olduğu, dolayısıyla bu ibare üzerinde gerek davacı gerekse davalının esas unsur olarak gerçek sahibi olmadıkları anlaşılmaktadır. Zira .... ibaresi zayıf bir marka değilse bu dava dışı 3.kişilerin asıl ve karşı davacıya tecavüz davası açabileceği de izahtah varestedir. Ancak gerek davacı gerekse davalı kullanımlarında markalarına ayırt edicilik sağlayarak kullanımda bulunduklarından keza sunulu dava dışı şirketlere ait marka tescil belgelerinde ... esas unsurlu ...sınıfda tescilli markaların gerek davacı gerekse karşı davacıdan çok daha önce esas unsur olarak ... ibaresi ile tescil edildiği dolayısıyla asıl ve karşı davacının ... esas unsuru üzerinde ...sınıf yönünden gerçek sahibi olmadıkları, buna dayalı hükümsüzlük ve tecavüz davası açmalarının hakkaniyete aykırı olduğu anlaşılmıştır.
Yine sunulu delillere göre ... ibaresinin tanınmış bilinen bir marka olmadığı , ....sınıf için davacı ve davalıya bir hak bahşetmeyeceği, gerek davalı gerekse davalının bu ibare ile tanınıp bilindiklerine dair delil sunulmadığı da anlaşıldığından karşı dava yönünden talep edilen hükümsüzlük isteminin reddi gerekmiştir.
ASIL DAVA YÖNÜNDEN İNCELEME:
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7/3-d hükmüne göre; İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması" marka hakkına tecavüz oluşturur. Bu bent gereğince markanın internet ortamında ticari etki yaratacak şekilde kullanımı yasaktır. Bu yasaklamanın uygulanabilmesi için;
a-İşaretin aynısının veya benzerinin kullanılması,
b-işareti kullananın kullanıma ilişkin hakkının veya meşru bir bağlantının bulunmaması,
c- Kullanımın internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde olması gereklidir.
Her ne kadar davalının ... alan adını 16.3.2016 da yani davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirmesine rağmen alan adı içeriğinde markasal ve ticari kullanımı içeren delil olmadığından SMK m. 6/3 bağlamında hükümsüzlük talep edemeyecek ise de davalının arymevsim.com alan adını 16.3. 2016 da yani davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirmiş olması dikkate alındığında bu alan adı üzerinde öncelik hakkı ve meşru bir bağlantısının olduğu hususu alınan denetime uygun son rapor kapsamı ile de sabit hale gelmiştir.
Zira Yüksek Mahkemenin bir kararında da işaret ettiği üzere; “..Önceye dayalı hak sahibi olan kişi,markanın tesciline itiraz etmemiş ve yapılan tescil aleyhine hükümsüzlük davası açmamış olsa bile, tescilli marka hakkı sahibi, bu işareti önceden beri marka veya sair bir tanıtma işareti olarak kullanan kişiyi, bu tanıtma işaretini önceki kapsamı ile kullanmaktan men edemez. Diğer bir deyişle; tescilli marka sahibi daha sonra bu öncelik hakkı bulunan kişiye karşı dava açarak onu bu işareti kullanmaktan men edemez...”
Davalının .... alan adını 16.3. 2016 da yani asıl davada davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirmiş olduğu, son rapordaki Teknik incelemeler kapsamından anlaşılmış olup, alan adının16.03.2016 tarihinde kaydedilmiş olması, bu tarihten önce İlgili isim / marka kapsamında çalışmaların başlatıldığını ve bu doğrultuda alan adının tahsis talebinin ilgili makamlara iletilmiş olduğunu, teknik olarak da uygulamada alan adı satın alma işlemlerinde isim / marka adı belirlenmeden alan adı satın alma işlemlerinin başlatılmamakta olduğunu, alan adının erişilebilen en eski arşiv kaydının “06 Mayıs 2017” tarihine ait olduğunu ve bu tarihte sitede “...” adıyla ve ...logosuyla “konut projesi pazarlama ve satışına yönelik” içeriklerin yer aldığını , ... alan adının 16.3. 2016 da yani asıl davada davacının marka başvurusundan önce tahsis ettirilmiş olduğunu bilirkişiler HMK 266 madde kapsamında denetime uygun olarak son raporda teknik olarak tespit etmişlerdir.
Dolayısıyla bu alan adı üzerinde karşı davacının öncelik hakkı ve meşru bağlantısının olduğu, asıl davada davacının tescilli markasını öncelik hakkı bulunan davalıya karşı ileri süremeyeceği, dolayısıyla asıl davada davacının marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, tedbir istemleri ile www.arymevsim.com adresine erişimin engellenmesi keza maddi manevi tazminat” talep etme koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
Bozma sonrasında alınan HMK 266 madde kapsamında dosyadaki deliller ile uyumlu, bozma ilamının gereklerine göre yapılan incelemelere dayalı olarak hazırlanan rapor mahkememizce de hakkaniyete de uygun bulunduğundan, bilimsel olarak dosyadaki deliller ile uyumlu olarak hazırlandığından mahkememizce hükme dayanak yapılmış olup, toplanan delillere göre asıl davada marka hakkına tecavüz eylemi gerçekleşmediğinden karşı davada hükümsüzlük taleplerinin koşulları oluşmadığından asıl ve karşı davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:
I-ASIL DAVANIN REDDİNE,
II-KARŞI DAVANIN REDDİNE
III-732 TL ilam harcının asıl davada yatırılan 170,78 peşin harçtan ve yatırılan 67.836,78 TL tamamlama harcından mahsubu ile fazla yatan 67.275,56 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacı karşı davalıya iadesine,
IV-732 TL ilam harcının karşı davada yatırılan 61,40 TL peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 670,6 TLharcın davalı karşı davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Asıl davada reddedilen manevi tazminat talebi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı karşı davacıya verilmesine,
6-Asıl davada Tecavüzün tespiti ve önlenmesi talebinin reddi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı karşı davacıya verilmesine,
7- Asıl davada talep artırım dilekçesine göre red edilen maddi tazminat talebi yönünden, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 524.697,43 TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı karşı davacıya verilmesine,
8- 31,40 TL başvuru harcı, 170,78 TL peşin harç, 6.000 TL bilirkişi ücreti (bozma öncesi), 20.000 TL bilirkişi ücreti (bozma sonrası), 67.836,78 TL tamamlama harcı ve 729,50 TL tebligat ve müzekkere masrafı olmak üzere toplam 94.768,46 TL'nin asıl davacı üzerinde bırakılmasına,
9-Karşı davada hükümsüzlük isteminin reddi nedeniyle, Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 55.000 TL vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak davacı karşı davalıya verilmesine,
10-Karşı davada bozma öncesi ve sonrası olmak üzere davalı karşı davacı tarafından yapılan toplam 22.568,90 TL 'nin karşı davacı üzerinde bırakılmasına,
11-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
Dair verilen karar davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı , gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İSTANBUL BÖLGE ADLİYESİ MAHKEMESİ NEZDİNDE İSTİNAF YASA yolu açık olmak üzere karar verilip tefhim kılındı, hazır olanlara duruşma zaptından örnek verildi. 18/06/2026

Katip ...
¸


Hakim ...
¸

Emsal Karar Ara

Marka hukuku emsal kararları arasında arama yapın

Yorum Yapın